|
|
| Diger bölümler; 1.) Dünkü Karamezra
2.) Karamezre`den unutulmaz portreler Mustafai Haci Ves - Mustafa Korkmaz Köy muhtarlıġını sürdürürken, 1966 yılının mayıs ayında yakınları tarafından öldürülür. Kendisi, sabah serinliġinde köy yakınındaki tarlasında mercimek yolarken saldırıya uġrar ve olay mahallinde ölür. Çocuk kavgalarından başlayıp, günlük tartışmalarla alevlenen bu gerginlik, böyle bir sona neden olur. Kız kardeşinin ailesi tarafından yapılan bu saldırı ile ölüme sebebiyet veren tüm aile fertleri, Karamezre`yi terketmek zorunda kalır. Geride herşeylerini bırakıp gidenler, birdaha köye dönmeyerek metropolda yaşamlarını sürdürmek zorunda kalır. O dönemde Karamezre için büyük bir kayıptı. Otoriter, olgun ve bilinçli böylesi bir insanın önemsiz bir nedenden dolayı ölümü talihsizlikti.
Karamezre`nin kayıp çocuk öyküsü AYDIN AYDIN henüz 4-5 yaşlarında. Konuşmayı ve yürümeyi yeni yeni kavrar. Yasin şekerin oġlu. Yasini Isoyi Ebıle. Yıl 1977. Annesi komşu Hemk köyünden Karamezrelileri gelini. Anne bahar ayında bir gün kendi köyüne ailesini ziyarete gider. Evde bıraktıġı küçük Aydın annesinin peşi sıra takip eder. çocuk bilgi ve beceresiyle yolu şaşırır. Daġa taşa ve yaban ellere vurur kendini. Zifiri karanık anına kadar eve gelmez. Bütün köylüler seferber olur onu aramaya. Ne yazık ki AYDIN bulunmaz artık... Bir kaç gün sonra kırsalda hayvan otlatan çobanlar küçük Aydın`ın yırtık elbiselerine ve bir tomar saç teline rastgelirler. Kayalık uçurum kenarında bulunan bu emareler küçük Aydın`ın yırtıcı hayvanlara yem olduġu gerçeġi kısa zaman içinde anlaşılır... ÇETO - Nusret Ersoy N._Ersoy:sac_kestirirken 
|
Çeto derler ona. Çita, Çetin, Çepik ve Çakmak gibiydi. Bir yıldırım düşer Çetonun bedenine. Upuzun serilirken Karamezre kepirinin mis kokuluġunda. Küheylanı tek tanıġıdır onun. Aġlıyanı ve çaresiz olanıdır. Aram yolundan dönerken eve sıcacık, buharlaşan cüssesi hızla soġuyordu. Kimse ona Nusret demezdi. Çeto olarak tanınırdı hep. Çıta gibiydi, Çetin di. Yerinde durmaz, ele avuca sıġmadıġındandır belki çetoluġu. Çocukluġunda babasını kaybettiġinden kısa bir süre sonra, anasızda kalmıştı. O hem öksüzdü, hemde yetim. Akranları gibi yoksun ve sefalet içinde büyür. Evlenir, çoluk çocuġa kavuşur. Didinir-çabalar. Yaşanır hale getirir çekilmez olan hayatı. Girdabı aşıp tamda yaşamın keyfini çıkaracaġı bir zamanda, korkunç bir doġa felaketine maruz kalır. 1993 yılının bahar aylarında kendi tarlasında atla çift sürerken, ani gelişen gök gürültüsü ile düşen yıldırım, Çeto`yu soluksuz bırakır. Tarlasında büyüyen fıstık aġaçlarının her tanesinde onun emeġi vardır.
Xoceyi Misi Qerehüsün - Müslüm AKIN Din hocalıġından geliyor bu adı. Zamanında din eġitimi alarak bir dönem köylülere hocalık yaparak bu ünvana kavuşuyor. Ekonomik sorunlar baş gösterince, genç yaşlarda şöförlüġe başvurur. Yaşamının sonuna kadar bu mesleġini sürdürür. Misi Xoca, salt Karamezreliler tarafından deġil, çevre köylüler tarafındanda çok sevilir, sayılır. Yüreġi iyiliklerle dolu, mizahçı özelliġi ön plana çıkan, oldukça hümanist bir kişilige sahiptir... bilinen tutucu insanlardan deġildir o. Eleştirel ve hurafelere karşıttı. 1970´li yıllarda, başkalarına ait araçlarda şöförlük yaparak yaşamını sürdürür. 1973 yılında, ilk kez kendisininde ortak olduġu bir Ford kamyona sahip olur. Mesleġinde çok dikkatli, sabırlı ve başarılı bir grafik izler. Yıllarca devam eden sürücülüġünde ciddi kazalar yapmaz. 1985 yılında Birecik`ten Antep`e karayolu ile yol alirken, ilçe çıkışında Salavat yokuşunda, fireni patlayan kontrolsüz bir TIR´dan kaçmasına raġmen, gerçekleşen kazada feci şekilde yaşamını noktalar. Henüz kırklı yıllarında, sevdiklerini hüzne boġan Misi Hoca`nın ölümü ardında baş gösterecek talihsiz olaylar zinciri bu aileyi sarmalayarak, bir trajediye neden olacaktır. Oġul Abdullah AKIN 1992 yılında, Maraş daġlarında Gerillada çatışmada yaşamını yitirir. Abdullah`ın acısına yüreġi dayanamayan Medine ana yaşama küserek, ölümle buluşmayı kurtuluş olarak görür ve kısa sürede ölür. 2004 yılında büyük oġul Ekrem Akın, Antep karayolunda otomobille yaptıġı trafik kazası sonucu eşini ve yegenini kaybeder. Kendisi ve kız kardeşi aġır yaralı olarak kurtulur. Hac Hamo
 |
Hac Hammo
Fakir fukaranın susuz ve açların babası Hec Hamo. Harap ve bitap düşen yolcuların tanrı misafiri ve kimsesizlerin korunağı Hec Hamo. Barışçıl ve iyi niyetlerle örülü yaşamını adadı köylülere. Kavga ve kötülük görmedi. 2002 yılında protast kanserinden 90 yaşında vefat etti.
Hessen Tanımayanımız yok Hessen`ı. Hep güldü güldürdü ve düşündürdü. Ağladığında biz de ağladık. Hala beyni düşüncesi çocukluktaki gibi durağan. Oysa merdiven dayadı elli yaşlarına. Hep çocuk olarak kaldı. Tanrı korkusunu yüreğinde hisseder. Korkularıyla barışık değildir. Zorlama ve sıkıntıya gelmez. Alıp başını gider Hessen istihbaratı güçlüdür. Nerden nasıl geleceğini iyi bilir. Koparıcıdır. Alır hiçbir zaman vermez. Vermek ve dağıtmak onun ilkesi değildir. Sahibine ve korunağına sadıktır. Ihanetetmez. Iyi bir gezgincidir Hessen. Sabah çıktığında evden uğramadık yer bırakmaz. Arşınlar her tarafı. Meraklı olduğu kadar kendine göre bir bildiği vardır Hessen`ın. Küsmek kin ve kötülük onun felsefesinde yoktur. Abdullah AKIN (Mahir)

"...Dilimde özgürlüġün türküsü, omuzumda binlerce yıllık yük. Yüreġimde tutsak halkımın sevdası, elimde Kaleşnikof, daġlarda bir Gerillayım. Yaşamaya sevdalı, ölümle nikahlıyım ben..." |
Güney SÖNMEZ (Menal)

Geçici ayrılık benimkisi. Ilk yaz çiçeġine gebeyim. Aġıtlar yakmayın adıma, ben ölmedim, ölmeyeceġim. Sıcak tutun düşlerimi, karlar altından çıkıp geleceġim. Düşlerinizin ateşinden ılık bir rüzgar gibi eseceġim... |
Karamezreli yaġız esmer genç Ş. Müslüm KANKAYA "...Zorlu bir o kadar da tamamıyla olaġanüstü geçen Diyarbakır beş nolu cezaevi süreci ardında aldıġım idam kararının onaylanmasıyla apar topar Anadolu’nun ücra köşelerinden Eskişehir Özel tip cezaevine bir grup arkadaşla sevk edildik. Yeni açılan hücre tipi bir yerdi. Burada da uzun uġraşlarla direnişlerle cezaevini yaşanılabilir bir duruma koymuştuk. Derken yakınlarımızla uzun zaman yapamadıġımız açık görüş imkanı doġmuştu. 1989 yılının ilk yaz aylarındaydık. Oldukça kalabalık ziyaretçi akınına uġramıştık. Bir çok derecede yakınlarımızla görüşme imkanı saġlanmıştı. Sıcak ve heyecanlı geçen ziyaretin içersinde havalandırma da birden bire asker giysili bir gencin görevli gardiyan eşliġinde bana doġru geldiġini gördüm. Şaşırmamak elde deġildi. Xêrdir inşallah dedim kendi kendime. Yoksa bir başka yere yolculuk mu yine? Hem de bu güzel günde. Neyse ki korkumuz boşa çıktı. Ş. Müslüm KANKAYA
 |
Gardiyan: "Bu arkadaş senin ziyaretçindir" dedi. Rahatladım tabi. Tamam da bu asker elbiseli esmer uzun boylu genç kim dedim kendi kendime. Kısa süreli hoş beşten sonra Karamezreli olduġunu söyledi. Meġer çok aġır bir kekeme hali. Çok aġır konuşuyor ve konuştukça bana da bir haller oluyor. Malum ya bende aynı dertten muzdaripim. Tik gibi bir şeyler oluyor insanda. Karşılıklı terlemeye başladık. Bu bir eksikti. Diyalogumuza tanık olacak arkadaşlara karşı neler yaparım. Gidip gelen bizi izleyenler de pis pis bakıyorlar. Neydi seni buraya iten sebep dedim. Hem de bu elbiselerle, korkmadın mı hem devletten hem bizden.
Saf ve utangaç haliyle yanıt için adeta çırpınıyordu. Ailesinden ve arkadaş çevresinden benim burada olduġumu duymuş, ne olursa olsun görme isteġini bastıramamıştı. Böylesi devrimci kalabalıġı da merak isteġini. Sohbet etme ihtiyacındandı. Yakında askerliġim bitecek. Nasıl yer alabilirim bu mücadelede? Nasıl bir eġitim ve yetiştirme tarzı? Bu halka layık olma gibi peş peşe sorularını sıralayıp durdu. Müthiş bir istek merak ve heyecan duyuyordu. Saftı, tertemiz duygularıyla etrafı süzüyordu. Bir daha gelmek istiyorum; ama kapıdaki polisler beni tehdit etti. Ne olursa olsun tutturdu illa geleceġim diyordu. Zor bela ikna ettim. Epey de zaman ayırdım. Aynı köyden tutsak arkadaşlar M.Ali, Sait ve Yusuf da vardı. Onlarla da tanıştırdım. Akşama doġru ziyaretimiz bitmişti. Çok sevinçli uġurladım. Epey memnun kalmıştı. Karşılaştıġı ortamdan epey etkilenmişti. Tüm bu ilgiye layık olacaġını mırıldandıġını duydum. Askerliġini bitirdi. Bir daha gelmedi yanımıza. Bir iki yıl sonra malum nedenlerden ötürü ben Antep’e sürgün oldum. Benim genç asker arkadaşım burada da yanıma geldi.
Birecik’te petrol istasyonunda çalışıyormuş. Rahmetli babasının çalıştıġı yer. Bu yaşta ailenin en büyük çocuġu, kalabalık ailenin tüm ekonomik sorumluluġunu taşıyor. Artan zamanını siyasal çalışmalara veriyor. Giderek o kapalılıġını aşıp sosyalleşiyor. Hatta nasıl eyleme ve harekete geçeceġini sorgulamaya başlıyor. ANTEP Cezaevinde sürekli müdavimlerimdendi. Şıx Müslüm birçok kez gelmişti yanıma. Her seferinde onu gelişip deġişken buluyordum. Düşüncel tak hale gelmişti. Belli bir süre sonra farklı arayışlara girmişti. Ailenin ekonomik sorunları için zorladıkları gibi evlilik için de bastırıyorlardı. Kaçamadı da. Bunun sıkıntısını yaşıyordu. Tek çarenin de gitmek olduġunu söyledi. Avrupa’da bir süre kalacaġını ardından kıblesi olan daġlara…....
Vedalaşıp gitti Müslüm. Yıllar sonra bir başka zindan mekanı olan Çankırı’ da onun şahadet haberiyle sarsıldım. Her şehit gibi. Günlerce etkisini yaşadım. Içerde geçirdiġim yirmi yılın ardından ilk uġrak yerim Ş. Müslüm’ün ailesi oldu. Gencecik eşini ve acılı annesi karşısında duygu yüklü anlar yaşadım. Eskişehir’deki asker elbiseli, Antep’teki esmer uzun boylu kirli sakal silueti canlanıp durdu. Cumoyê Xelil ve onun biricik oġlu Ş. Müslüm hafızamda silinmez kareler olarak hala capcanlı duruyor. Iyi anılar ve izler bıraktılar. Cumoyê Xelil ve oġlu Ş. Müslüm…."
Diger bölümler; 1.) Dünkü Karamezra
|
|
|