[Merhaba]   [Karamezra`ya genel bir bakis]   [Foto-Albüm]   [Canli cekimler]   
[Dünkü Karamezre`ye dair]   [Yeni Halfeti]   [Röportajlar]   [Piknik yerleri]   [Kurutmalar]
[Kültür-Müzik]   [Komsularimiz]   [
Ziyaret Defteri]   [Kürtçe öğren]   [Linkler]







Röportajlar bölümündeki diğer yazılar:

Küçük bir akıl oyunu 

Değirmen Deresi

Iran`ın göçmenleri

Dünyalar Arasında

Berivan müzikte ısrar ediyor

 

Dünyalar Arasında

 

DEVRİM KILIÇ

10.Haziran 2006

http://www.kurdistan-post.com/

Mültecilik, göçmenlik, gurbet, sıla... Adına ne derseniz deyin insanın yaşadığı topraklardan, ülkesinden ekonomik, sosyal veya siyasi nedenlerle kopup başka diyarlara zorunlu göçü inanılmaz derin yaralar açar kişinin duygu ve düşünce dünyasında. Göçmen-mülteci insan ikiye bölünmüş bir insandır. Gelinen topraklara, köye, şehrin gece ışıklarına, eski dostlara hasret büyüdükçe büyür gurbetteki insanın yüreğinde. Kimisi daha iyi bir yaşam için tası tarağı satıp, köhne bir geminin havasız dehlizlerinde atmıştır kapağı gurbete, kimisi hapislikten kurtulmak için Meriç nehrinde boğulma riskini de göze alarak geçmiştir sınırı. Sonrası malum milyonları bulan Kürt nüfusu Avrupa’nın her yanına dağılmıştır, sadece Avrupa mı, Japonya, Avusturalya, Amerika, Kanada ve hatta Afrika kıtası...

 

Toprağa, doğduğumuz köye çok bağımlıyız biz Kürtler, “Elalem” onlu yaşlardan itibaren sırtında bir çantayla o ülke senin bu ülke benim diyerek dünya turuna çıkmakta, gittiği her ülkede ne iş bulursa çalışıp başka bir diyara yollanmakta;
ama bizler doğduğumuz evden biraz uzaklaşsak yabancılık hissetmekteyiz.
Hem de kendi ülkesinde yıllardır mülteci-göçmen gibi yaşayan bir halk olmamıza, sayısız sürgünlere vurulmamıza,
ordan oraya kovulmamıza karşın bu böyledir. Binlerce yıldır sürgün hayatı yaşayan bir halkın evlatları olarak göçmenliğe alışmış olmamız beklenirdi herhalde, oysa biz bülbül misali ille de “Vatanım” der dururuz; tabiki haklı olarak.

 

Yusuf Yeşilöz

İsviçre’de yaşayan Kürt yönetmen Yusuf Yeşilöz’ün “Dünyalar Arasında” adlı belgeseli Avusturya’da geçtiğimiz mayıs ayında yapılan bir festivalde “En iyi belgesel” ödülü almıştı.
Erzincan doğumlu ve 26 yıldır İsviçre’de yaşayan ve İsviçre’ye başarılı bir şekilde uyum sağlayan Güli Doğan adlı bir Kürt kadınının öyküsünü yansıtıyor film.
54 dakikalık belgeselde Yeşilöz, Güli’nin İsviçre’de yaşadığı sorunları ve uyum sürecini aktarırken, göçmen insanın iki kültür arasında sıkışmasını ve yaşadığı gel-gitleri oldukça insancıl bir tarzda işlemiş. Yeşilöz’ün filmi sinema ve televizyonculukta belgesel sinemanın ne kadar önemli ve etkileyici olduğunu ve Kürtler olarak belgesel sinemaya ihtiyacımızı da bizlere hatırlatan bir eser. Filmde konu oldukça kapsamlı ele alınıyor;

Güli ve annesi



Güli’nin anlatımları ağırlıkta olmakla beraber, başta çok tatlı görünümlü ve zar zor Türkçe’yi konuşan Güli’nin annesi, akrabaları, ablası, kocası olmak üzere İsviçre’li arkadaşlarının ağzından bir mülteci olarak Güli’nin 26 yıllık hikayesidir ekranlara yansıyan. 9 yaşında küçük bir çocukken İsviçre’ye giden Güli, 26 yıldır köyünün hasretini çekmektedir, Yeşilöz’ün köyle ilgili sorusu karşısında döktüğü gözyaşları bu özlemini çarpıcı bir şekilde gösteriyor bizlere.



Ama belgeselin en güzel yanı Yeşilöz’ün Güli Doğan ve ailesine ait 1980’lerde çekilmiş görüntülerle, güncel görüntüleri başarılı ve uyumlu bir şekilde birleştirmiş olması.
Güli’nin köyünün görüntünleri İsviçre’de ki görüntülerle arka arkaya geldiğinde ortaya çok çarpıcı bir anlatım çıkmış. Baba-anne isteğiyle daha çok kücük yaştayken amcasının oğluyla evlendirilen Güli, kısa bir süre sonra eşinden ayrılır ve tek başına yaşamaya başlar, okulunu başarıyla bitirir ve Winterthur adlı şehirde devlete bağlı ‘kayıt bürosunda’ çalışmaya başlar.

Güli’nin yaptığı işle sevinç duyan babası arkadaşlarını kızının işyerine getirip onlara kızını gösterir gururla.
Yıllar sonra Türkiye’ye giden Güli daha önce ayrıldığı kocasıyla tekrar hayatını birleştirir ani bir kararla.
Bir yanı İsviçreli’dir Güli’nin bir yanı ise Erzincanlı. Bir yanı Alevi bir yanı Zaza.
Filmde İsviçre Almancası ağırlıkta ama içinde Türkçe ve Zazaki diyaloglar da var,
ki çok dillilik bir göçmen için kaçınılmazdır.


Güli’nin hayatı aslında bir parça tüm Kürt göçmenlerin de hayatıdır. Her insan bir dünyadır, göçmen-mülteci kişi ise iki dünyalıdır, çogu zaman bu iki dünyaya da buzlu camların arkasından bakmak zorundadır. Yaşadığı ülkenin dilini bilmeyen, öğrenemeyen Kürtler yarı açık cezaevinde yaşar gurbette, öğrenen için de dert bitmez ki. Doğduğu köyün kıraç toprakları, renkli tarlaları, dereleri ve evleri gözlerinin önünden gitmez bir türlü.

 

Kimi zaman uykuda, kimi zaman işte, kimi zaman televizyon başında ve kimi zaman da arkadaş sohbetlerinde yakalar insanı bu özlem kabusu. Hep gidilmek istenen ama bir türlü gidilemeyen, hiçbir zaman dönülemeyeceği düşünülen, “Bu yaz olmazsa öbür yaz dönüyoruz” dedirten memleket hasreti bir kanser hücresi gibi sarar vücudun her yanını. Hele bir de “yasal” engeller,
“Af ne zaman çıkar acaba” beklentisiyle haberleri takip ettirten engeller varsa...
Gelinen ülkeyle kurulan bağlardan kopamama, görece iyi kazandıran işlerden elde edilen “Paranın sıcak yüzü”,
“Buraya alıştık artık, memlekette kimimiz kaldı ki” söylemleri...

Ama illada “Ölürsem beni köyüme gömün” vasiyetleri, memlekete olan hasreti mezarda giderme umudu, memlekete olan borcu toprağın altında ödeme isteği, bir türlü tam ısınılamamış yaban ellerde mezarının sahibsiz kalma korkusu...
Dedim ya göçmenin kafası karışıktır, duyguları bulanıktır, ikiye bölünmüştür herşeyiyle:
“Orda ne vardı ki; iş yoktu, yol yoktu, doktor yoktu, aç açıktaydık, çocuklarımızı okutamadık” siteminin yanında
“Ah şimdi nenemin torpağından yeseydim, tarlada bir tuzlu ayran içseydim,
şöyle bir çarşıda gezinseydim” ve hatta “Ulan sivil polislerini bile özledim” yollu iç geçirmeler vardır hep.

İşte Yeşilöz’ün belgeseli bütün bunları anımsatıyor,
göndermeler yapıyor hepimizin kalbine, hatıralarına, özlemlerine.
Yeşilöz soruyor Güli’ye
Kendini ne hissediyorsun, İsviçreli’misin, Türk müsün, Kürt müsün? ”.
Cevap pek de duymak istemediğimiz türden:
Yüzde 80 İsviçre’liyim, yüzde 20 Türk ”. Eminim şimdi filmi izleme şansı bulan bazıları neden belgeselin Kürtçe yapılmadığından, Güli gibi “Kürt” olduğundan bile bahsetmeyen biri yerine neden başka bir Kürt insanının konu edilmediğinden yakınacaklar. Güli’ye olan tepkilerini belki yönetmeni eleştirerek çıkartacaklar, ama Güli’nin gerçekliği biz Kürtler’in gerçekliğidir. Belki de görmek istemediğimiz, politiklik adına çoğu zaman es geçtiğimiz bir gerçeklik. Gerçeği görmek cesaret ister, bir de bakış açınıza göre değişir gerçeklik.
Tebrikler sayın Yeşilöz, bize bir kez daha arasında kaldığımız dünyaları bizim gözümüzden, yüreğimizden gösterdiğin için.
Her insan bir öykü, her insan bir dünya, yeter ki bakmasını ve anlamasını bilelim.
Çevrenize dikkatlice bir bakın; Güli ve ailesi gibi binlerce Kürt göreceksiniz,
ama bazıları yine de “ Biz Türküz ” diyecekler o Kürdi bakışlariyla....

Kaynak:

Röportajlar bölümündeki diğer yazılar:

Küçük bir akıl oyunu 

Değirmen Deresi

Iran`ın göçmenleri

Dünyalar Arasında

Berivan müzikte ısrar ediyor

 

 








50 MB
GRATIS Webspace auf Meine-HP.net - MEIN Platz im Internet

Für den Inhalt dieser Homepage ist ausschließlich der Autor verantwortlich. Verstoß jetzt melden?